Bilgisayar Bağımlısı Olmak İçin Kaç Megabyte Gerekli?

-Gecenin bir saati uyanıp su içmeye kalktığınızda mail’lere de bakmak aklınızdan geçiyor mu?

– Nerdeyse tüm hobileriniz artık bilgisayar ile mi ilintili?

– Birisi adresinizi sorduğunda aklınıza ilk gelen e-mail adresiniz olmaya başladı mı?

– İnternet’te aralıksız 3 saat geçirmeyi normal bir davranış olarak mı algılıyorsunuz?

– Saatlerce hiç yüz yüze karşılaşmadığınız kişilerle ‘chat’ yapıyor, bunlardan bazılarının gerçek cinsiyetini bile bilmeyip, sadece ‘nickname’leri ile yetinebiliyor musunuz?

– Flickr, YouTube, Digg veya del.icio.us olmadan bir günün geçmediği oluyor mu?

– RSS okuyucunuz da ‘bookmark’larınız kadar dolu ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı mı?

– MSN sayesinde eskiden sık gördüğünüz arkadaşlarınızla yüz yüze temasınız azalmaya başladı mı?

– Toplantılarda gözünüzü önünüzdeki bilgisayarınızdan alamadığınız oluyor mu?

– Tatillerde bile aklınıza internet geliyor mu?

– Elde, kolda uyuşmalar, göz yorgunluğu ve bel ağrıları gündeme gelmeye başladı mı?

– Kendinize alabileceğiniz en güzel hediyenin 19-inch bir LCD monitör veya rahat bir bilgisayar sandalyesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

– Bir arkadaşınız size harika bir programdan bahsettiğinde, ve siz onun esasında bir televizyon programı olduğunu anlayınca hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?

 

Bunlardan kaçına ‘evet’ dediniz bilmiyorum. Ancak sayı yarıya yakınsa, belki siz de artık bir bilgisayar bağımlısısınız!

Bildirgeç’te ensarguler kullanıcı ismiyle yayınlanan bir itiraf: “Ne yapacağımı şaşırdım! Sık kullanılanlarım 100 siteyi geçeli baya oluyor. Bloglines’ta 40 sitenin feedlerini takip ediyorum. Şu anda bile opera’da 7 sayfa açık. Nereye bakacağımı şaşırdım. Kategorilendirme bile yapamaz oldum. Gezdiğim site sayısı arttıkça her şey birbirine karıştı. Yıllardır internete girerdim ama bu bloglar, rss, web 2.0 derken işler çok değişti, yavaş yavaş bağımlısı oldum.”

Akşam’da çıkan bir habere göre daha vahim durumlar da var. Geçen sene, Güney Kore’nin Seul şehrinde bir internet kafede, aralıksız şekilde oyun oynayan 38 yaşındaki bir Koreli onuncu günde ekran karşısındayken fenalaşmış ve sonrasında kurtarılamamış. Bunun öncesinde, yine aynı ülkede 28 yaşında başka bir oyuncu iki gün boyunca bilgisayar karşısından kalkmayınca kaybetmiş hayatını.

Teknoloji ilerleyip ucuzladıkça, bilgisayar kullanımı da doğal olarak günlük hayatımızın içine daha çok giriyor. Uzmanlar, insan ilişkilerinde kendine çok güvenmeyen kişilerin, internet dünyası içinde kendilerini daha rahat hissettiklerini söylüyorlar. Dolayısıyla da, örneğin chat’i veya net’te oyun oynamayı gerçek ilişki ve iletişime tercih edebiliyorlar. Eğlenceli web sayfaları, uçsuz bucaksız bilgi kaynakları, çoklu ortam imkanları, farklı insanlarla iletişim kurabilme şansı gerçekten çok sayıda kişiye çekici geliyor. Bankacılıktan mutfak alışverişine kadar birçok ihtiyacımızı internet sayesinde giderebiliyor olmak da, sanal ile gerçek dünyanın birbiriyle yarışmasına neden oluyor. Ve…

Çoğu zaman bu yarışta galip gelen de sanal dünya oluyor.

İnternet bize sürekli artan ve gelişen bir içerik sunuyor. Bu da kendimizi (üstelik keyif alarak) geliştirmemizi sağlıyor. Bu doğru. Ancak yine bu ‘doğru’dan dolayı, madde bağımlılığına oranla bilgisayar bağımlılığının kontrolünün daha zor olduğunu söyleyenler var. Karşıt görüştekiler de, bilgisayar bağımlılığının büyük sayılabilecek fiziksel sonuçlar doğurmadığını ve kişinin kendini daha rahat kontrol etme imkanı olduğunu iddia ediyorlar.

Farklı görüşlerin olmasına rağmen ‘ortak bir kanı’ oluşmuş durumda: Bilgisayar bağımlılığı bir gerçektir ve tedavi edilmelidir! Amerika’da olan yaklaşık 200 milyon internet kullanıcısının yüzde onunun, tedavi ihtiyacı olan internet bağımlısı olduğu söyleniyor.

Olayın biraz da esprili tarafından bakacak olursak; gerçekten tedavi olanlardan birisi var ki, o bugün dolar milyoneri. Onun adı; Kevin Mitnick!

Fotoğrafı FBI’in “En Çok Arananlar” listesinde yer alan ilk hacker olmuştu. Mahkemenin koyduğu “bilgisayar bağımlılığı” teşhisinin tedavisi için (beş yıllık hapis cezası sonrası) bir yıllığına iyileştirme merkezinde tedavi olan Mitnick, bugün ise kurduğu şirketi ile güvenlik danışmanlığı yapıyor, kitap yazıyor, ayrıca önemli kongrelere konuşmacı olarak gidiyor ve tabii ki önemli kazançlar sağlıyor.

Kısaca; tedavi olmaktan belki de korkmamak gerek :)

Konuya bir de ticari bakanlar var. Vatan Gazetesindeki bir habere göre, Microsoft’un patronu Bill Gates Türkiye’ye yaptığı bir ziyarette, ailelere gençlerin bilgisayar bağımlılığı konusunda uyarılarda bulunmuş! “MSN Messenger’ın gençleri asosyalleştirdiği eleştirileri için ne düşünüyorsunuz. Mesela günde 12 saat ‘online’ kalan gençler…” sorusuna verdiği cevap aynen şu:

“Büyük ihtimalle aynı insanlar geçmişte vakitlerini telefon başında geçiriyorlardı. Messenger’daysanız birkaç işinizi bir arada yapabilirsiniz. Yaparken arkadaşlarınızla da iletişim halinde olabilirsiniz. Bu yeni bir aktivite türü ve sizi daha ulaşılabilir yapıyor. Bu sene Messenger’ın yeni sürümleri de çıkacak. Bence çocukların vakitlerini nasıl kullanacakları kendi sorumlulukları… Ben öğrencilerin hemen hepsinin Messenger kullandığını görünce çok memnun oldum.”

İçimizden bir sesin geçmişte yaptığı bir söylem ise Bill Gates’e harika bir cevap niteliğinde olmuş. O sesin sahibi, büyük tiyatro ve sinema oyuncumuz Müşfik Kenter.

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok,
‘Fast live’, ‘fast food’,’fast music’, ‘fast love’…
Dikte ettirilen ‘yükselen değerler’, ‘in’ler, ‘out’lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
‘Copy-paste’ yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz mail’le arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Bağımlılık kelimesi dahi olumsuzluğu çağrıştırıyor. Oysa her bağımlılık kötü değil. Bilgisayar bağımlılığına karşı ise çoğumuzun bulduğu en önemli gerekçe, “faydalarının zararlarından daha çok olduğu” yönünde… Yeter ki bu hesaplaşmada terazinin her iki tarafına da koyduklarımızı değerlendirirken kendimizle samimi olalım.

Kaynak:fikiratölyesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s